|
REVİEW - KİTAP YORUMLARI
XIX. Yüzyılda İngiltere Kırsalında
A.Ömer Türkeş
Virgül Kitap ve Eleştiri Dergisi Ocak 2006
Antikacı Arago’nun Günlüğü için “alışılmadık” sözcüğünü kullanacağım. Mehmet Murat ildan’ın bu ilk romanı, “1865 yılı Kasım ayının ılık bir Salı günü”nde, İngiltere’nin Dedham adlı zengin bir köyünde başlıyor. Ve hemen eklemeliyim, aynı yerde son buluyor. Kısacası olaylar uzak bir tarihte, uzak bir coğrafyada gelişirken, aristokratları, hizmetçileri, kâhyaları, karanlık ve kriminal insan tipleri, mekânları, yarattığı atmosferi ve üslubuyla romanın XIX. Yüzyıl İngiliz edebiyatına ait olduğu hissine kapılıyorsunuz. İldan’ın aynı adı taşıyan ve Devlet Tiyatroları genel repertuarına alınan bir de oyunu var.
Hikâyeyi kısaca özetleyelim: Uzun süredir yazma sıkıntısı çeken ünlü yazar Gregory Morgan, karısı Elizabeth’in uyarılarını dikkate alarak, yeni romanını gerçek bir cinayetten yola çıkarak kaleme almak ister. Neyse ki yakınlarındaki hapishanede idam mahkûmu bir katil yatmaktadır. Katil, suçu kendisinin işlemediğini iddia edecek ve Morgan’ı çok korkunç ve kıyıcı bir adam olarak tarif ettiği Antikacı Arago’ya gönderecektir.
Morgan’ın, kimliğini gizleyerek tanıştığı, kısa zamanda ahbaplığı ilerlettiği ve hayran olduğu Arago, gerçekten de soğukkanlı ve becerikli bir katil. Ancak felsefesi olan bir katil o; kendini Tanrının kırbacı yerine koyup sadece kötüleri öldüren, cinayetlerinden dolayı vicdan azabı duymayan bir adam. Elbette yardımcısı cüce Malaparte onun kadar “erdemli” değil; efendisinden çok daha gaddar olan Malaparte, güç ve para peşinde.
Arago ile ilişkisi romanına ilham vermekle kalmıyor, Morgan’ın özel hayatını da etkiliyor. Bir süredir tedavi gördüğü ruh sağlığı kliniğinden taburcu edilen Morgan’ın güzel baldızı Catherine’in eve dönmesiyle, işin içine üst sınıfa mensup kahramanlarımız için aşk, öfke, utanç ve kıskançlık, alt sınıftakiler içinse maddi çıkar hırsları katılacaktır. Hepsini sarıp sarmalayan bir trajedi kaçınılmazdır artık. Arago’nun sırrını ise başından geçenleri ayrıntılarıyla kaydettiği günlüğü ifşa edecektir. Her şey on gün içerisinde cereyan etmiş, roman kişilerinin tümünün hayatları değişmiştir.
Mehmet Murat ildan’ın XIX. Yüzyıl İngiltere’sinde kurguladığı Antikacı Arago’nun Günlüğü’nü önce garipsemekle birlikte, severek okudum. Basit bir hikâyeyi, iyi bir dil ve aksamayan bir kurguyla, sanki olayların yaşandığı tarihte yazılmış duygusunu veren, ama o zamanın çok uzağında yazıldığını da hatırlatan bir anlatım tekniği ile romanlaştırmış İldan.
Mekân tasvirleri, diyalogları, hikâyenin üzerine oturduğu felsefi arka plan, yerli yerine oturan alıntıların zenginliği ve ilk bölümlerdeki gerilimli atmosferiyle polisiye okurlarına keyifli saatler vaat ediyor. Aslında polisiye okuyucularıyla sınırlandırmak haksızlık olur. Antikacı Arago’nun Günlüğü, barındırdığı biçimsel denemeleriyle, başlı başına bir gönderme niteliği taşıyan hikâyesiyle, benzetme ve alıntılarla zenginleşmiş üslubuyla, ilgi çekici bir roman.
Radikal Kitap Eki
Ekin Kadir Selçuk
Yazar, katil, kader...
Mehmet Murat İldan'ın ilk romanı 'Antikacı Arago'nun Günlüğü', 1800'lü yılların İngiltere'sinde geçiyor. İldan cinayet romanı yazabilmek için bir katille tanışmak isteyen bir yazarı anlatıyor
"Tanrı kaderimizi yazarken kanımızı mürekkep diye kullanır; kanımızda ne yazılıysa biz onu yerine getiririz! Bizler Tanrı'nın ebedi kuklalarıyız." Böyle diyordu idamlık mahkûm kendisini savunurken. Cinayet romanı yazmak için bir katille tanışmak isteyen, bunun için de kendisiyle görüşmeye gelen yazar Gregory Morgan'ı antikacı-katil Arago'ya gönderirken Tanrı'nın yerine kendisinin geçtiğinin farkında mıydı peki? Yazarın kaderi onun bu önerisiyle çizilmişti çünkü.
Antikacı Arago'nun Günlüğü, Mehmet Murat İldan'ın ilk romanı. Bugüne dek kalemini daha çok tiyatro için kullanan İldan, bir cinayet romanıyla çıkıyor karşımıza. Uzun yıllar İngiltere'de yaşayan yazar, mekân olarak İngiltere'nin Colchester yakınlarındaki Dedham köyünü seçmiş. 1800'lü yılların sonundayız. Aristokrat bir yazar olan Gregory Morgan, bir yıldır eline kalem alamıyordur. Sonunda bir cinayet romanı yazmaya karar verir. İlk itiraz karısı Elizabeth'ten gelir: "Fakat sen her zaman yaşadıklarını yazdın, Gregory. Bizzat bildiğin, tanıklık ettiğin çıplak gerçeklere edebi elbiseler giydirdin". Fakat çözümü bulan da yine o olur. Ceza hâkimi olan babasının aracılığıyla kocasının idamlık bir katille görüşmesini sağlayacaktır. Bu 'maceranın' kendi sonunu hazırlayacağını bilmiyordur elbet. Tanrı ve katil
Roman ilerledikçe 'esas katilin', 'idamlığın' da işaret ettiği gibi antikacı Arago olduğunu öğreniyoruz. Burada yazar klişenin serin kucağına sığınıyor: Antikacı-katil Arago yalnız kötüleri öldüren bir 'kahraman'. Bu sözler ona ait: "Kendimi hiçbir zaman bir günahkar olarak hissetmedim ben. Tanrı'nın keskin bir kılıcı, Rabbin cezalandırıcı bir kırbacı gibi gördüm kendimi." Fakat 'Tanrı'nın kılıcı' dünyayı tek başına 'adam edemeyeceğine' inanıyor besbelli: Yanına bir de çırak almış. Katil-çırağımız ise bir cüce. Fakat cüce, 'usta'sının ilkelerine yüz vermeye niyetli değil. 'Tanrı'nın kılıcı' olmak fikri belki de pek 'yavan' geliyordur kendisine. Ben romandaki idam mahkûmunun sözlerine takıldım. Belki de haklıdır. İnsana düşen tek şey Tanrı'nın yazdığı bir hayatı yaşamaktır. Peki, romanın kaderini çizen kimdir? Yazar mı? Eğer öyleyse, karakterlerin 'Tanrı-Yazar'a isyan edip, kendi çizdikleri yolda ilerleme şansı var mıdır? Mehmet Murat İldan bu konuda ne düşünür? Okurla beraber koltuğa oturup, karakterleri onlarla beraber izliyormuş gibi yazması, romanda 'kaderi' çizenin yazar olmadığına inanmasından mıdır? Bunun için mi bir yazar olan Gregory Morgan da cinayet romanı yazmak için çıktığı yolda bizzat yaşadığı, dolayısıyla kendisinin belirleyemediği olayları kitaplaştırmak durumunda kalacaktır? Antikacı Arago'nun Günlüğü yalnızca yazar/katil/stajyer katil üçgeninde geçmiyor. Aynı erkeği seven iki kardeşin dramına da tanık oluyoruz. Daha güzel, daha akıllı olan; fakat 'tercih edilmeyen' Catherine ile akıl hastanesinde tanışıyoruz. Catherine'in niye 'tercih edilmediği' ile ilgili teşhisi aktarılmaya değer: "Darwin'in kuramı aşkta geçerli değilmiş demek ki! Güçsüz olan kazandı, güçlü olan kaybetti! Sen (Gregory'i kastediyor) tabiatın tam tersisin! İsa Mesih gibi zayıfların tarafında muhtaçların yanındasın; senin dünyanda zayıflar zafer kazanıyorlar!" Catherine kendine bu kadar güvenedursun, biz romanda 'zaferin' izine rastlanmadığını, güçsüzlerin de kazanamadığını belirtelim. Bu iki 'kısmetsiz' kardeşin yollarının Arago ve cüce öğrencisiyle kesişmesini, Elizabeth'in sonunu hazırlayan süreci müstakbel okura bırakalım. İldan, akıcı bir dille yazdığı romanını şu cümleyle bitiriyor. "Her şey başka türlü olabilirdi; ama her şey tıpkı böyle oldu; hayat da zaten başka türlü olabilecekken böyle olmanın ta kendisidir." Ben buradan (ve yeni baştan gözden geçirdiğimde kitabın tamamından) yazarın Tanrı'nın çizdiği 'kader'den ziyade 'tesadüflere' ehemmiyet verdiğini düşündüm. Tesadüfleri yaratan ise bireyleri eylemleri. O hâlde geriye şu soru kalıyor: Bu beş insanı bir araya getiren tesadüfler zincirini kim harekete geçirdi? Sabretmesini bilmeyen, İldan'ın deyimiyle 'hemenci' yazar Morgan mı, ona bir katille buluşma fikrini veren karısı Elizabeth mi; yoksa "katil de Tanrı gibi bir kader çizicidir" diyen antikacı Arago mu? Hayati Asılyazıcı
Tiyatro Eleştirmeni
Kadıköy Belediyesi Ulusal Oyun Yazma Yarışması
Büyünün Gözleri üzerine Seçici Kurul Değerlendirmesi
Yarışmanın birincisi Mehmet Murat ildan’ın Büyünün Gözleri, ilginç bir varsayımla ortaya çıktı. Özgün bir metnin altını çiziyor. Edilgen kişileriyle nesnelerin dışında, özerk duyarlıkları, kendi öz gerçekleri doğrultusunda özgün bir oyun kurgusuna ulaşmış. Bu nedenle yapıtı kendi içinde çözümleyerek daha geniş bir kurguya oturtuyor. Bu özelliklerden de başka, Batı tiyatrosu geleneğinde ve özellikle İtalyan halk tiyatrosu ekseninde yüzyıllar öncesinden günümüze uzanan bir tiyatro anlayışını iyi özümsemiş olarak, o anlayış doğrultusunda yazma becerisini, indirgemeci bir yaklaşımı aşabilmek için, özellikle yöntem sorununun çözümlenmesini Goldoni dönemi İtalyan tiyatrosunun özellikleriyle yansıtıyor. Oyunda, kişi ile yer adları ve özgün dinsel terimlerden başlayarak, diyalog örgüsü ve anlayışı, kalıplaşmış oyun kişileri, sözgelimi düzenbaz uşak ve onların betimlenerek işlenişi, alaycı, keskin güldürü biçemi ortaya çıkıyor. Giderek büyü, entrika, cimrilik, bencillik, çıkarın sevgiye egemenliği gibi ana temaların varlığı ilginç biçimde işleniyor.
|